İnsanlar kendilerine aşkın niteliği ve tarifi sorulduğu zaman, kültürel seviyelerine göre çeşitli yanıtlar verirler ve bu yanıtlar felsefi, sosyal, biyolojik ve hatta dini anlamda olabilir. Genel olarak aşk için; “kuvvetle hissedilen bir heyecandır” denir.

Fakat aşk bütün fizik ve psikolojik niteliklerin bütünlüğü bakımından pek çok heyecanın üstünde ruhsal bir fenomendir. Esasen birçok düşünürü aşkı fizik veya cinsel, ruhsal veya platonik gibi şekillere ayırmak zorunda bırakan bir anlamdır.

Aşk olağan bir heyecandan çok daha karmaşık ve tutkusal bir ruh halidir; kısacası bir tutkudur. Zira seven insan sevilen bir insana yaklaşır. Bu yaklaşma ve bağlanmada bir hoşnutluk, bir ümit ve amaç vardır. Soyut kelime anlamı ile kadın-erkek arasındaki aşkı anlatmak pek mümkün değildir. Aşkta ana eleman olarak kabul edilen zevk ve mutluluk duygusu aşkı anlatmaya yeterli değildir. Bir kadın veya erkek ancak sevgilisine sahip olduğu ve hiç olmazsa onda arzu ettiği bir değeri elde ettiği takdirde aşk söz konusudur. Aşkı tarif etmek kolay değildir. Cinsellik ve aşkı da ayırmak kolay değildir.

Aşkın zorluğunu belki de şairler daha iyi anlatır. Bunun kanıtı edebiyatımıza, şiirimize yansımıştır. Attila İlhan’ın “Yasak Sevişmek” adlı yapıtından 11. yüzyılda yazılmış “Divan-ı Lugatı Türk’teki şiirlere kadar bu konudaki duygular yansıtılmaktadır.

Bin yıl önce yazılmış bu kitaptan bir aşk şiirinden örnek vermeden geçemeyeceğim ;

Üdig meni küçeyür tün kün turup yıglayu,

Kördi közüm tavurakın yurtı kalıp aglayu,

Yeklin bolup bardukı könglüm angar baglayu,

Kaldım erinç kadguka işim udu yıglayu.

Açıklaması ;

Aşk bana zulmediyor, gece gündüz ağlayıp duruyorum;

(çünkü bu) gözlerim onun acele ile çekip gittiğini ve yurdunun bomboş kaldığını gördü.

(Sevgilim) gönlümü kendisine bağlayarak, bir konuk gibi, çekip gitti.

(O gittikten sonra) ben kaygı ve keder içinde kaldım; (beni bırakıp giden) eşimin ardından ağlıyorum.

Son yıllarda bazı araştırmacılar aşkı kimyasal formlar içinde açıklamaya çalışıyorlar. Buna göre; göz, sevdiğiniz kişinin tüm optik verilerini saat 432 kilometre hızıyla beyine iletiyor. Beyinde, aşk ve flört hormonu olarak adlandırılan Pheny-lethylamin [Formülü: C6H5CH (NH2) CH3] ve Oxytocin üretiliyor. Böylece vücudunuz daha az uyku ve gıda ile yetiniyor, adrenalin seviyesi de yükseliyor. Cildiniz, çekici kokular salgılıyor. Bunu siz duyamıyorsunuz, ama sevdiğiniz kimsenin burnu alıyor.

Bu feromonlar aşkın parfümüdür ve sadece karşı cins tarafından algılanır. Kadın ve erkekte, yumurtalıklar, testis ve böbrek üstü bezleri, seksüel hormon testosteronu salgılar. Bu hormon, kan yoluyla beyine ulaşır. Bununla beraber, karşı cinsi arzulama duygusu yoğunlaşır. Testosteron, özlemin de hormonu olarak etkilidir. Beyin, yoğun bir şekilde Dopamin hormonunu üretir. Bu ise erkekte sperm hücrelerini olgunlaştıran testosteron salgılanmasını sağlar. Dopamin bir üreme hormonudur.

Beyin, daha fazla oxytocin üretmeye başlar. Solunum ve kalp atışı hızlanır, damarlar açılır. Vücudu bir sıcaklık kaplar. Cinsel organlar, aşka hazırdır artık. Dokunmalar, ciltteki son derece hassas sinir uçları sayesinde, omurilikten 0,014 saniye hızla beyindeki algılama bölgesine ulaşır.

İki-üç yıl geçtikten sonra flört hormonu phenylethylamin azalıyor, ama bu, aşkın biteceği ya da soğuyup eski ateşini yitireceği anlamına gelmiyor. Şimdi eşin varlığı ile beyin, mutluluk hormonu endorfini salgılıyor.

90’lı yılların başlarında aşk konusunda araştırmalar yapan nöropsikiyatri uzmanı Dr. Cyrulnik’in aşk ile ilgili bazı görüşleri bilgilerimize zenginlik katacaktır ;

Yıldırım aşkına tutulanların büyük bir kısmı “Onu ilk gördüğüm anda, sanki yıllardır tanıyormuşum gibi bir duyguya kapıldım. Onun uzun zamandır beklediğim kişi olduğunu anlamıştım” derler. Bu inanılmaz “daha önceden tanıma” duygusu nasıl açıklanabilir?

Sanıldığının aksine; aşık olmak, yıldırım aşkına tutulmak insanın tüm yaşamını altüst ederken, rastlantının buradaki payı çok azdır… Aslında aşk duygusu; çocukluk yıllarından beri edindiğimiz bir birikimin, bir duygusal hayalin sonucu ortaya çıkar. Her insan aşağı yukarı altı aylık bir bebekken bu duyguya hazırlanır… Daha annemizin gerçek anlamda kim olduğunu bilemediğimiz o bebeklik döneminde, ondan birtakım paraleller alırız.

Onun kokusu, görünümü, şekli, renkleri, sesi, bizde olağanüstü izler bırakır. Sevgiyi onunla birlikte tanırken, ileride seveceğimiz inşam da hayalimizde böylelikle yaratmış oluruz. İleriki yıllarda, âşık olduğumuz kişi mutlaka bu ilk duygulardan, ilk izlenimlerden bir şeyler taşıyacaktır. Bu işaretler bizde bu ilk izleri uyandıracaktır. Böylece, yıldırım aşkının bir eskiye dönüş, anıların bir uyanışı, bir kavuşma, bir buluşma olduğunu söyleyebiliriz.

Aşıklar genellikle birbirlerine kaynadıkları, bütünleştikleri duygusuna kapılırlar. Bunun açıklaması nasıl yapılabilir?

Gerçekten âşıklar arasında, bir eskiden beri tanışmışlık, birbirini tamamlama ve garip bir alışkanlık duygusu görülür. Bunlar aslında annenin çocuğun üzerinde bıraktığı izlerin sonucudur. Anne sevgisiyle, anneyle çocuğun bütünleşmesiyle karıştırılan bir duygudur.

Bazıları yaşamları boyunca yıldırım aşkına tutulmazlar… Bazıları ise bir aşktan ötekine sıçrar dururlar. Bu durum neye bağlıdır?

Aşk duygusu; kendi dışımıza çıkmamıza, kendi dünyamızdan sıyrılıp sevgili varlığı aramamıza yol açar. Bu arada, aşkın mutlaka bir kişiye yönelmesi de şart değildir. Âşık olunan nesne mutlaka bir başkası olmayabilir. Bu bir sanat eğilimi, doğaya eğilim, müzik, resim de olabilir. Zaman zaman bu duygusal izler öylesine güçlü olur ki, o kişi aşkı bir takıntı haline getirir. Bir aşktan ötekine sürekli arayış içine düşer. Gerçek bütünleşmeyi aramaktadır, ama hepsinde de ilk izlerden parçalar bulmaktadır.

Bazıları ise aksine bencil ve endişeli kişilerdir. Çok yoğun bir beraberlikten korktukları için aşktan bucak bucak kaçarlar…

Yıldırım aşkında çekiciliğin de rolü var mıdır?

Hayır, yoktur. Çünkü yıldırım aşkı bir anda ortaya çıkabilen bir şoktur. Tanıştıktan, karşılaştıktan sonra iki kişi birbirlerine dayanılmaz çekilme duyarlar. Oysa iki kişinin birbirini beğenip cinsel açıdan normal bir çekilme duymaları karşı cinse duyulan bir eğilimdir ve bunun için de örneğin kadının kılığının kıyafetinin, makyajının, takılarının da rol oynadığı unutulmamalıdır. Yıldırım aşkında, aşkın yöneldiği kişi; tanınması, araştırılması, keşfedilmesi gereken biri değildir. Bir tür narsizm gibi bir duygudur bu. Kendini bulup kendi kendine aşık olmak gibi bir şeydir.

 
Like
Beğen Aşk Haha Wow Üzgün Kızgın

avatar
wpDiscuz