Ortaya çıkan ilk yazılı belge, 1981 yılında Dünya Hekimler Birliği’nce kabul edilen Lizbon Hasta Hakları Bildirisidir. Bu bildirinin arkasından konu daha ayrıntılı ve kapsamlı olarak “Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bürosu” tarafından düzenlenen bir toplantıda tartışılmış ve Amsterdam Bildirgesi olarak bilinen “Avrupa’da Hasta Haklarının Geliştirilmesi Bildirgesi” kabul edilmiştir.

Bu bildirgede hasta haklarını temel başlıkları; bilgilendirme, onam(rıza), mahremiyet ve özel hayata saygı, bakım ve tedaviye ulaşma ile başvuru hakkı olarak tespit edilmiştir.

Esasen bu kavramlar kendi zıtlarını da içinde barındırmakta ve ağırlıklı olarak hangi noktalarda hastaların haklarının ihlal edildiği ya da edilebileceğinin altı çizilmektedir. Sağlıklı olabilmenin gerektirdiği hizmetlerin kullanılabilmesi için, bu hizmetlerin tanımlanmış birer hak olmaları yeterli değildir. Toplumda yaşayan her bireye ayrıcalıksız olarak ve eşit bir biçimde bu haklardan yararlanabilecekleri bir ortam yaratılmalıdır. Aksi halde yukarıda hak olarak zikredilen durumlar birer ihlal olarak karşımıza çıkabilecektir.

Gerçekten de, durum ülkemiz gerçekleri ve sağlık sistemi tahtında değerlendirildiğinde, toplumda tüm bireylerin bakım ve tedaviye ulaşma hakkının varlığından söz etmek hiç de gerçekçi olmayacaktır. Hasta haklarının temelinde oturan bakım ve tedavi hakkına ulaşamayan kimsenin, bilgilendirilme, onam ya da mahremiyet gibi haklarından da söz etmek mümkün değildir.

Ayrıca ayrıcalıksız olarak herkesin eşit bir biçimde hasta haklarından yararlanamadığı bir ortamda, fırsat eşitliği, yurttaş eşitliği, şartlarda eşitlik, erişim ve yararlanma eşitliği gibi özünde eşitlik barındırmayan tanımlar / yaklaşımlar üretilerek durumun kabullenmesini sağlamak da etik bir yaklaşım olmamak gerekir. Fırsat eşitliğinde herkese, ticaret yapma, okuma, çalışma, sağlık hizmetlerinden yararlanma gibi haklar tanınmışsa da bunların kullanılabilir olmasıyla ilgilenilmemektedir. Şartlarda eşitlik ise, herkesin önceden tanımlanmış ölçülerde/düzeyde eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi haklara ulaşabilmesini ve yararlanabilmesini ifade etmektedir. Kişi daha fazlasını istiyor ve/veya gereksinim duyuyorsa para karşılığında satın almak durumundadır.

Sonuç Eşitliği

Oysa sağlıklı bir toplumsal yaşantı için, sağlık hizmetlerinin yanı sıra, hasta hakları gibi sağlığı etkileyen bütün hizmetlerin ve koşulların gereksinim duyulduğunda ve gereksinildiği kadar erişilebiliyor ve kullanılabiliyor olması gerekmektedir. “Sonuç eşitliği” olarak tanımlanan, esasen eşitlik denildiğinde anlaşılması gereken bu durumun gerçekleşebilmesinin koşulu da devletin sosyal görevlerini ve sorumluluklarını yerine getirmesidir.

Yukarıda belirtildiği üzere 1994 Yılında yayımlanan Amsterdam Bildirgesi’nde hasta hakları beş ana başlık altında toplanırken, 2002 yılında Avrupa Birliği Parlamentosunun oluşturduğu komisyon tarafından hazırlanan AB Hasta Hakları Ana Sözleşmesi’nde (2002) hasta hakları 14 başlık altında toplanmaktadır. Bu ana başlıklar incelendiğinde ikili bir ayrım yapmanın mümkün olduğu görülmektedir.

  • Birinci ayırımda; Kişinin sağlık hizmetine ulaşana kadar olan hakları (Hastalığın önlenmesi, Sağlık hizmetine ulaşım, Hekimini seçme, Yeniliklerden yararlanma) incelenirken,
  • İkinci ayırımda ise; sağlık hizmetine ulaştıktan sonra söz konusu olan hakları (Bilgilenme, Rıza, Özel Hayata Saygı, Hastanın zamanına saygı, Kalite standartlarına uygunluk, Güvenlik, Gereksiz acıdan kurtulma, Kişiselleştirilmiş  tedavi, Şikayet, Tazminat) incelenebilecektir.

Birinci ayırımda sayılan hakların gerçekleşmediği bir ortamda, yani sağlık hizmetine ulaşma noktasında sıkıntıların olduğu durumlarda, bilgilenme, rıza, güvenlik gibi sağlık hizmetlerinin sunumu sırasında söz konusu olan haklardan bahsetmek pratik olarak mümkün olmayacaktır.

Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan Hasta Hakları Yönetmeliği Hasta, adalet ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde sağlıklı yaşamanın teşvik edilmesine yönelik faaliyetler ve koruyucu sağlık hizmetleri de dahil olmak üzere, sağlık hizmetlerinden ihtiyaçlarına uygun olarak faydalanma hakkına sahiptir.” denmek sureti ile, TC. Anayasası’nda da ifadesini bulan sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkının altı çizilmiştir. Bu düzenlemeler karşısında, sağlık hizmetine ulaşma ve ondan yararlanma hakkının yerine getirilmesi için gerekli organizasyonu kurma yükümlülüğünün devlete ait olduğunu söylemek doğru olacaktır.

Benzer şekilde, hastalığın önlenmesi yeniliklerden yararlanma sağlık kuruluşunu seçme ve değiştirme ve hekimini seçim  hakları da anılan Yönetmelikte sıralanmıştır.

Ülkemizin temel sağlık göstergeleri dünya ülkeleri ile karşılaştırıldığında ortaya çıkan tablo, sağlık hizmetlerine ulaşım hakkının ne durumda olduğunu göstermektedir. Bu eksende eksiklikleri  düzeltmekle yükümlü olan devletin, sadece Hasta Hakları Yönetmeliği gibi bir düzenleme ile yetinmesi, yeterli, etkin ya da sonuca ulaşmaya matuf bir çabanın göstergesi olmayacak, sadece göstermelik bir düzenleme olarak kalacaktır. Zira kağıtlar üzerinde yazılı olan ve pratik olarak uygulanmayan düzenlemelerin kimseye bir yararının ol(a)mayacağı açıktır.

Bu belirlemeden sonra, ikinci ayırımda yer alan hakları (sağlık hizmetine ulaştıktan sonraki haklar) şu başlıklar altında incelemekteyiz:

Bilgilendirilme Hakkı Kişiler, sağlık hizmetinin sunumu sırasında kendilerine uygulanacak her türlü tıbbi ameliye hakkında bilgi edinme hakkında sahiptirler. Bilgilenme hakkının karşısında Aydınlatma Yükümlülüğü yer almaktadır. Başka deyişle sağlık çalışanı, uygulayacağı tıbbi ameliye hakkında hastayı aydınlatmak durumundadır. Bilgilendirilme hakkı, hastaların durumları ile ilgili tıbbi gerçekleri, önerilen tıbbi girişimleri ve her bir girişimin potansiyel risk veya yararlarını, önerilen girişimlerin alternatiflerini, tedavisiz kalmanın sonuçlarını tanı, prognoz ve tedavinin gidişi konularını içerecek şekilde sağlık durumları konusunda tam olarak bilgilendirilmesini kapsamaktadır.

Bilgilendirme hakkının bir diğer yönü hastaların kendilerine bakan sağlık personelinin kimliği, mesleki durumu, o kurumda kaldığı ve bakıldığı sürece uyacağı kurallar ve rutin işlemler konusunda bilgilendirmesi oluşturmaktadır. Bilgilendirilme hakkının iki istisnası vardır. Hasta bilgilendirilme hakkından vazgeçebilir. Bu durumda kendisi bilgilendirilmeden de tıbbi işlemler gerçekleştirilebilir. Diğer istisna ise hastaya verilecek bilginin onun yaşamı veya sağlığı üzerinde ciddi zararları olacağına hamlıyorsa hastanın bilgilendirilmeyeceğidir.

Rıza ;

Kendisine uygulanacak tıbbi ameliye konusunda aydınlatılmış hastanın bu ameliyeyi kabul etmesi rıza hakkı olarak adlandırılmaktadır. Hastanın rızası, her türlü girişimin ön koşuludur. İradesi yerinde olan ve yasal ehliyeti olan hastanın önerilen tıbbi girişimi reddetme veya durdurma hakkı vardır.

Bu durumda hekimin görevi reddedilen veya durdurulan tıbbi girişimin getireceği sonuçları hastaya dikkatli bir şekilde açıklamaktır. Rıza ile ilgili olarak, gerek 1219 sayılı Kanun gerek Organ Nakilleri Kanunu(10’nda, gerekse yeni Türk Ceza Kanunu11 muz da bazı düzenlemeler bulunmaktadır.

 
Like
Beğen Aşk Haha Wow Üzgün Kızgın
31

avatar
wpDiscuz