BEN SEROPOZİTİFİM

Onu ilk gördüğümde, 14 yaşında bir çocuk davranışından çok, çevreyi sorgulayan zeki bir insanın varlığını hissetmiştim. Bruno’da, sanki haklı bir davanın savunucusuymuş gibi, etrafa gururla bakan, olayları ayrıntılarıyla kavramaya çalışan yaşının çok üstünde bir olgunluk vardı.

Tedaviye ilk başlayan hastalardan birisiydi. Yaklaşık 6 yıldır AIDS hastalığına karşı, beyniyle direnebilmiş ve yaşamayı başarmış, bir çocuk gururuyla en ince ayrıntılara kadar sorular soruyordu. Kendisine tıbbi sözcüklerle yanıt verdiğim halde algılamakta güçlük çekmeyen bir hali vardı.

Son rutin analizlerimizde Bruno’nun CD4 hücreleri sadece 31 çıkmıştı. Bu olması gereken sınırın çok altında bir rakam olmasına rağmen, diğer yetişkin hastaların sorduğu gibi, daha ne kadar yaşayacağım sorusunu asla sormadı. Çünkü Bruno daha çok yaşayacağına inanıyordu.

HIV Hastası ve Mücadelesi !

Zorunlu olarak bugüne kadar devam ettiğimiz AZT (Retrovir) tedavisini bırakmalıydık. Bundan böyle Bruno DDI protokolüne alıncaktı. İlacın ağızdan alınıyor olması ve günde 2 defa uygulanması, Bruno için büyük kolaylık sağlayacaktı. Bundan böyle ilacını almak için oyununu yarıda kesip eve gitmeyecekti. Çocuk gibi oynamaya devam edebilecekti. Pazartesi günü ilk tedavisini almak üzere hastanede yeniden buluşmak üzere ayrılmıştık. Başlangıçta Bruno ilacın tadını beğenmemiş, zaman zaman bilerek ilacını almamıştı.

Özellikle annesi büyük bir telaş içindeydi. Onunla yeniden konuşmam gerekiyordu. Ama onunla konuşurken normal bir çocukla konuşmadığımın bilincindeydim. Bu nedenle birkaç kez provalar yapıp ondan sonra konuşmaya başlayacaktım. Ama Bruno’yu odama aldığımda etkileyici konuşmayı ben değil Bruno yapmıştı. Onun ışık fışkıran gözlerinin derinliklerinde yatan yaşamın sevgisi öylesine dolu, öylesine canlıydı ki. Ben konuşmacı değil,  dinleyici olmuştum. Ama sonuçta ilaçlarını düzgün bir şekilde alacağına dair kendisinden söz de almıştım. Odadan çıktığımızda ikimizin de gözleri gülüyordu.

AIDS Hastası Brunonun Hikayesi

Birkaç gün sonra Bruno’yu bir televizyon programında, bir canlı yayında konuk olarak gördüm. Öylesine ateşli bir konuşmacı idi ki, hayranlıkla onu alkışladım.

Bruno hemofili bir hastaydı ve 1985 öncesi kendisine verilen bir kan ile HIV virüsünü almış, üzerinde özellikle durduğu nokta hemofili hastalığını kendi seçmediği gibi AIDS’i de kendisi seçmemişti. Öyleyse neden insanlar gripli ya da başka hastalıklı birisi için geçmiş olsun demeyi tercih ederken, onun soyutlanması ve nerdeyse yalnızlığa terk edilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Onun diğer çocuklardan taşıdığı virüs dışında ne farlı vardı.

Bruno hemofili bir hastaydı ve 1985 öncesi kendisine verilen bir kan ile HIV virüsünü almış, üzerinde özellikle durduğu nokta hemofili hastalığını kendi seçmediği gibi AIDS’İ de kendisi seçmemişti.

Bruno’yu ilk gördüğümde öperek kutlamak istiyordum. Aman Allah’ım o da ne? Bruno’nun göğsünde kocaman bir madalyon ve üzerinde “je suis seropositiv” (ben seropozitifim) yazıyor. Bruno bu madalyonu gittiği her yerde taşıyordu.

Bruno ile gurur duyuyorum. O artık AIDS savaşımının aktif bir militanıydı. Duvar ilanları geliyor gözlerimin önüne “Ben seropozitifim, benimle oynar mısın?” ya da “Ben bir seropozitifim, elimden tutar mısın?” diyen bir çocuk resimli pankartlar. İçimde tatlı bir huzurun sıcaklığı hissediyorum. AIDS’li hastalarımın toplum içinde olmaları gereken yeri almak için savaşım verdiklerini görmenin haklı gururu.

 
Like
Beğen Aşk Haha Wow Üzgün Kızgın

avatar
wpDiscuz