HIV Hastasıyım ama Hayata Sımsıkı Sarıldım !

Ama, eskisinden güzel görünüp görünmediği bu kez tartışılır. Şu an belki de fazla duygusalım ama bu benim iradem dışında gelişen bir duygu. Çünkü ben her zaman çok küçük şeylerden mutlu olmasını bilen pozitif bir insandım.

Sabahın sekiz buçuğu, ben iş yerimde oturmuş hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Hem de öylesine ağlıyorum ki klavyenin tuşlarında harfleri seçemiyorum. Açık olan balkon kapısından, havanın serinliği suratıma her vurduğunda yüzümde serinlik hissediyorum.

Teybe koyduğum Jesse Cook‘un kasetindeki melodilere havada uçuşan martıların sesleri karışıyor, öylesine bir müzik ortaya çıkıyor ki her şeyi bir kez daha çok seviyorum.

Karşımda yıkılmış artık sadece bir taş yığını haline gelmiş sur duvarı var. Ve en güzeli o duvarın üstünde kökleri toprağa değmemesine rağmen halen büyük bir azimle, ayakta duran ve bir gün ağaç olmayı düşleyen bir filiz var.

Ya bizler, bizler neyin düşleriyle ayakta duralım? Söyler misiniz.

Bizler artık düş görmekten bile çekinir olduk. Sizlerin bu önyargısı ve bu dışlanmışlığın vermiş olduğu eziklik duygusu, bizim filizlerimizin kuruyup yok olmasına neden oluyor. Oysa bizlerin de hakkı değil midir? Her insan gibi filizlerini yeşertmek ve günden güne onların büyüdüğünü bir gün kocaman bir ağaç olduğunu görmek.

Biz insanlar böyle düşünürken, bir martı yumurtalarını bırakmak için eşiyle birlikte gagalarıyla alabildiği kadar fazla çalı çırpıyı karşımdaki çatıya topluyordu. Daha sonraki günlerde dişi martı yumurtalarını bırakacak ve onların üstünde büyük bir sabır ve en güzel ve en sıcak annelik duyguları ile kuluçkaya yatacaktı.

Babaları da yavrular çıkana kadar annenin yiyeceğini temin edecek ve bir gün yavruların çıkışını, onların başında, onları koruyarak seyredecekti. Yavrular dünyaya gözlerini açtıklarında, anneleri ve babaları bütün sevgileriyle onları kanatları altına alıp üşümemeleri için saracaklardı. O yavruların bir gün kendi başlarına ayakta durabilecekleri, kendi yiyeceklerini kendileri temin edecekleri çağa getirene kadar da onları asla bırakmayacaklardı.

Martılar Bile Yavruları için Can Verir !

Üşüdüklerinde saracaklar, acıktıklarında doyuracaklar, hasta olduklarında bakacaklardı. Ben de onların büyümesine katkıda bulunmak için her gün yediğim ekmeğin yarısını ıslatıp onlara atıyordum. Bazen de yem alıp bir naylon poşetin içinde bulundukları yere yakın bir yere fırlatıyordum. Onların attığım bu yiyecekleri yediklerini seyrederken mutlu oluyordum.

Ve halen günümüzde sadece bir şekilde bir virüs taşıyıcısı olduğu için kendi öz ailesi tarafından sokağa atılan ve dışlanılan insanların haberlerini duyuyor, bir kez daha yıkılıyoruz. Onlara bir martının yavrusuna gösterdiği sıcaklığı bile gösteremeyen anne babalara sesleniyorum…

Gelin bizleri dışlamayın, bu yaşam mücadelemizde bir darbe de siz vurmayın. Bizimle birlikte bu virüs için savaşın, bize her zaman her şekilde destek olun.

Unutmayın ki bir filizin yeşerip büyümesi için suya ve güneşe ihtiyacı olduğu gibi bizlerin de sizlerin sıcaklığına ve sevginize ihtiyacımız var.

 
Like
Beğen Aşk Haha Wow Üzgün Kızgın
192

avatar
wpDiscuz