Yaşamda Ya kabul et yada Değiştir

Yaşamımızın her anında iki seçenekle karşı karşıyayız: İçerisinde bulunduğumuz şartları ya kabul ederiz ya da değiştirmeye uğraşırız. Bir kaza sonucu bir gözümü yitirdiğimi düşünelim, talihsizliğime sinirlenip kendi kendimi yiyip bitirmekle; tıbbi tedavinin olanaksız olduğunu öğrendikten sonra olan olmuş demek arasında bir seçim yapmam gerekir. İlk tepki, hiçbir işe yaramayacak bir sinirlilik ve gerginlik ortamı yaratacaktır.

İkinci tepki ise duygusal sarsıntının olumsuz etkilerini en aza indirgeyecek ve yeni durumuma uyum sağlamamı kolaylaştıracaktır. Ne yazık ki kaçınılmazı kabullenme yeteneğinden yoksun bulunan birçok insan ikinci tepkiye yönelmekte, ellerindeki çiçeklerden giizel bir buket oluşturmak yerine bir başkasının bahçesindeki çiçeklere göz dikmektedirler.

Kimileri Umursamaz

Kimi toplumlar ellerindekilerle yetinmeyi, olanaksızı istememeyi alışkanlık haline getirmişlerdir. Bir İspanyol, şans perisinin yüzüne gülmediğini gördüğünde omuz silkerek, “Que sera, sera.” (Ne olacaksa olur) diyecektir. Benzer biçimde bir Taylandlı da talihsiz bir durumla karşı karşıya kaldığında “Moi pen rai” (boş ver, önemli değil) deyip geçecektir. Bu kabullenme yeteneğini psikiyatr Kari Menninger, bir “iç güç”, William James ise “sağlıklı düşünebilirlik” olarak adlandırır.

Yaşamımızı hiçbir biçimde gideremeyeceğimiz şanssızlıklara lanet yağdırarak geçirmekten kaçınmamız gerekir. Yarık damaklı doğmuş uzdur; anne ve babamız biz küçükken ölmüştür; savaş yüzünden eğitimimizi yarıda, bırakmak zorunda kalmışızdır; çocukken geçirdiğimiz bir hastalıktan ötiirü başarılı bir atlet olamamış izdir. Böylesi şansızlıkları sineye çekmek gerekir, çiinkü elimizden hiçbir şey gelmez.

Stresle baş etmeyi öğrenin

Profesör Hans Selye, stres üzerindeki çalışmaları sırasında strese iki biçimde tepki gösterilebileceğini ortaya koymuştur: Etkin tepki ve edilgin tepki. Edilgin bir tepki gösterdiğimizde, nöro-hormonal sistemimizin yattştırıcı gücünü harekete, geçiririz. Bu, Selye’hitı sözleriyle söylemek gerekirse “uyarıcılar ile bir çeşit sembiyoz ya da barışçıl bir birliktelik” kurmaktır. Etkin bir tepki gösterdiğimizde ise bedensel kaynaklarımızı uyarıcıyla savaşmaya yönlendiririz. Göstereceğimiz tepki duruma göre değişebilir.

Haksız bir eleştiriye uğradığımızı düşünelim. İlk anda etkin bir tepkiye yönelerek, bize haksızlık eden kişiyi cezalandırmak isteyebiliriz. Ne var ki bir an için kafamızı toplayıp düşündüğümüzde böylesi bir tepki göstermenin yanlış bir davranış olacağını görebiliriz. Karşı saldırıya geçmek, karşımızdakinin sözlerine kızdığ mız anlamına gelecek, dolayısıyla da onu cesaretlendirecektir. Buna ek olarak tartışmayı uzatmak, karşımızdakinin görüşlerinin daha da yayılmasına neden olacaktır. Genelde, böylesi durumlarda ölçülü bir umursamazlık takınmak daha yerinde olur.

Haksızlıklarla Savaşın !

Abraham Lincoln, Amerikan iç Savaşı sırasında kendisine yöneltilen eleştirilere soğukkanlılıkla göğüs germiş, “Başarırsam bana yöneltilen eleştiriler kendiliğinden geçerliliğini yitirir, başaramazsam, on melek gelip benim doğru davrandığıma yemin etse de hiçbir şey değişmez” demeyi yeterli bulmuştur.

Kimi durumlarda ise haksızlıkları sineye çekmek yerine onlarla savaşmak daha doğru olur. Ne gibi bir durumla karşılaşırsak karşılaşalım, etkin ya da edilgin bir tepki göstermek bizim bileceğimiz bir iştir. Sağlığımızın ve mutluluğumuzun, yaptığımız seçimin doğruluğuna bağlı olduğunu da akıldan çıkarmamak gerekir.

Mutluluk arayışımız süresince, eski bir duada dile getirilen şu gerçeği her zaman göz önünde bulundurmalıyız: “Tanrı, insana değişmesi gereken şeyleri değiştirme gücünü; değiştirilemeyen şeyleri kabullenme cesaretini ve ikisinin arasındaki farkı anlama yeteneğini bağışlamıştır.”

 
Like
Beğen Aşk Haha Wow Üzgün Kızgın

avatar
Sıralama:   En yeniler | Eskiler | En popüler
Azra
Ziyaretçi

Çok güzel olmuş özellikle beğendikten sonra daha moral verici ☺️

wpDiscuz