Mutluluk ve Siz !

Mutluluk sanatının inceliği doğru seçimler yapmakta yatar. Yaşamın olumlu ve sevindirici yönlerini yakalamaya da yönelebiliriz, olumsuz ve üzücü yönlerini de. Mutlu olamamamız uygun seçimi yapamamamızdan ya da duygularımızı kendi kendimize yönlendirebileceğimize inanmamamızdan ileri gelir çoğu zaman. İnsanların ruhsal durumumuzla oynamalarını engelleyemediğimiz anlar da olur.

Varsayın ki sessiz bir kıyı yolu boyunca arabanızla ilerliyorsunuz. Manzara olağanüstü, hava günlük güneşlik ve dünyayla barışıksınız. Birdenbire bir arabanın üzerinize geldiğini görüyor, olası bir kazayı önlemek için harekete geçiyor ve yoldan çıkıyorsunuz. Böylesi bir durumda ruhsal dengenizin bozulması olağandır ve anlaşılabilir.

Peki ama günün geri kalan bölümünü dikkatsiz bir sürücünün düşüncesizce bir hareketini kendinize dert ederek, sinirden hop oturup hop kalkarak geçirmek niye? Bir yabancının düşüncelerimizi yönlendirmesine ve mutluluğumuzu bozmasına izin vermek niye?

Amerikalı Cizvit John Powell, günlük gazetesini sürekli olarak huysuz ve kaba bir gazete satıcısından alan bir adamın öyküsünü anlatır. Satıcı ne denli aksilik çıkarırsa çıkarsın, ne denli kabalık ederse etsin adam hiçbir zaman öfkelenmez, kaba söz ve davranışlara yönelmez. Günün birinde bir arkadaşı dayanamayarak sorar, “Ne diye bu denli hoşgörülü ve anlayışlı davranıyorsun şu gazete satıcısına?” Adam, soğukkanlılığını sürdürerek, “Ne diye beni sinirlendirmesine izin vereyim ki?” diye soruyla cevaplar arkadaşının sorusunu. Ruhsal durumunu kendi başına yönlendirebilen, olgun bir kişinin vermesi gereken cevap da budur.

Tahriklere Kapılmayın Sinir Mutsuz Eder !

Kimi durumlarda karşımızdakinin davranışlarına sinirlenmemek bir hayli güç de olsa, her durumda önümüzde iki seçenek bulunur: Karşımızdakinin zavallılığını paylaşmak ya da kendi ruhsal dengemizi korumak. Epictetus’un da belirttiği üzere, “Bir kişi mutsuzsa, bu, onun suçudur, çünkü Tanrı insanları mutlu olsunlar diye yaratmıştır.” Ne yazık ki kimi insanlar yanlış seçeneğe yönelmektedir. Bence, alışkanlığa dönüşmüş melankolinin temel nedeni de bu yanlış seçimdir.

Yaşamındaki parlak dönemlerini hatırlatarak yaşlı bir adamı mutlu kılmaya çalışıyordum; adamın neşelenmeye hiç niyeti yoktu. Tedavi bitince iyi bir hafta sonu geçirmesini dileyerek uğurladığımda şöyle bir cevapla karşılaştım. “Korkarım geçiremeyeceğim, başka planlarım var.” Zihinsel eğilimlerini özgürce belirlemek en doğal hakkıydı ama, belirleme biçimi mutluluk ve sağlığı açısından bütünüyle sakıncalıydı.

Antik Yunan filozofları mutluluk üzerinde uzun uzun düşünmüşlerdir. Aristo, o dönemde mutluluğun kökenine ilişkin üç kuram bulunduğunu belirtir. İlk iki kuram yazgıcı bir nitelik taşır ve mutluluğun Tanrı’nın bir armağanı olduğunu, aramakla bulunamayacağını ileri sürer. Üçüncü kuram ise eğitim, öğretim ve gerekli alışkanlıkların kazanımı aracılığıyla mutluluğa erişilebileceğini ortaya atar. Günümüz psikoloji bilimi üçüncü kuramdan yanadır. Mutluluk bir Tanrı armağanı olarak görülebilir. Ne var ki şarkı söylemek, resim yapmak, piyano çalmak vb. yetenekler gibi mutluluk da geliştirilebilir ya da gözden kaçırılabilir.

Eğlenin ve Anın Tadını Çıkarın..

Üşüdüğümüzde ateş yakar, yalnız kaldığımızda arkadaş ararız. Aynı biçimde mutsuz olduğumuzda da bizi neşelendirecek çalışmalara yönelmemiz gerekir. Norman Cousins gibi biz de bilinçli bir neşelilik yaratma yöntemi uygulayabilir, sevdiğimiz şarkıları dinleyerek, mizah içerikli kitaplar okuyarak, Marx Kardeşler’in filmlerini ya da TV’deki komedi programlarını izleyerek kendi kendimizi eğlendirebiliriz.

Yunanlılar, Agelasti diye adlandırdıkları gülemeyen insanlar için endişelenirlerdi. Eğlenceden köşe bucak kaçarak Tanrı armağanı mutluluğun sağlığa yararlarının bilincine varamayan kimi günümüz insanları için biz de üzülüyor ve onları gülmeyi öğrenmeye çağırıyoruz.

 
Like
Beğen Aşk Haha Wow Üzgün Kızgın

avatar
wpDiscuz