Kendinizi Sevin Diğer insanları doğallıkla ve içtenlikle sevebilmemiz için önce kendimizi sevmek zorundayız. Budizm’de her şey insanın kendisini sevmesiyle başlar. Aynı ilke Hıristiyanlık’ta da bulunur. İsa, “Komşunu da en az kendini sevdiğin kadar sev” der.

Kendimizle barışık değilsek başkalarıyla da kolay kolay geçinemeyiz ve kendimizi sevmeyi başaramazsak başkalarını sevme özgürlüğüne de kavuşamayız.

Çoğu insan, komşularını sevmekte hiç zorlanmaz. Önemli ve zor olan ise düşmanlarını sevebilmesidir. Bu sıkça tekrarlanan söz ilk bakışta olanaksız bir şeymiş gibi görünür. Kötü bir davranışla karşı karşıya kaldığımızda ilk doğal tepkimiz sinirlenmek olur. İkiyüzlüleri ve üçkâğıtçıları ne diye sevecekmişim? İnsanların beni enayi yerine koymasına ne diye izin verecekmişim?

Kendinizle Barışık Olun

Sinirlendiğimizde gerilen kaslarımız, yükselen kan basıncımız ve artan gastrik asit salgılarımız uzun vadede sağlığımızı olumsuz yönde etkiler. Karşımızdakine kabaca davranmamıza yol açacağından değil, sağlığımızı bozacağından dolayı sinirlenmemiz gerekir. Tembellik, yetersizlik ya da açgözlülük ile suçlandığında insanın midesindeki asit oranının arttığı, deneylerle kanıtlanmıştır. Sinirlenmenin vücudumuz üzerindeki kimi olumsuz etkileri de baş ağrısının baş göstermesi ya da kan basıncının yükselmesi biçiminde ortaya çıkmaktadır.

Bu zararlı tepkilerin önünü olmanın en kolay yollarından biri, kızdığımızda kızgınlığımızı kişiye değil davranışa yöneltmektir. Bir yanlış yaptığında o kişinin övgüye değer yönlerini kolaycacık unutur, hemen yanlışını eleştiririz. Şantajcılar ve hırsızlar bile yanlış davranışları olduğu kadar doğru davranışları da olan insanlardır. Böylesi insanlarla karşı karşıya kaldığımızda, “Günahkar sev ama günahtan nefret et” ilkesini hatırlarsak çekeceğimiz sıkıntı azalacaktır. Düşmanlarımızı sevmeyi başaramasak da en azından onlara iyi niyetle yaklaşmaya çalışmalı, böylece de bize acı çektirmelerine izin vermemeliyiz.

Almak için Verin

Çoğu insan geri çevrilmekten öylesine çekinir ki arkadaşlık elinin hep karşısındaki tarafından uzatılmasını bekler. Yalnızlığın en başta gelen nedenlerinden biridir çekingenlik. Aziz John, “Sevgiyi arayıp da bulamadıysanız kendiniz yaratın” der. Birçok durumda sevgi sunuşu şartlanmış bir tepkidir. Çevremizdekiler davranışlarımızdan mutsuz olduklarında bizden uzaklaşacak, mutlu olduklarında ise bize yakınlaşacaklardır. Bu eğilim ev hayvanlarının yetiştirilmesinde iyice belirginlik kazanır.

Bir köpeğe kötü davrandığımızda yanımıza gelmeyecek ya da kızıp dişlerini gösterecektir; sevgi ve şefkatle yaklaştığımızda ise bize sevgi besleyecek ve bağlanacaktır. Aynı durum insan denen hayvan için de geçerlidir. Herkes sevgi ve şefkate ihtiyaç duyar. Sıcak ilişkiler kurabilme yeteneğimiz bu temel ihtiyacı ne ölçüde karşı duyabildiğimize bağlıdır. Lco Tolstoy, “Mutluluğa kavuşmamız için, tıpkı bir örümcek gibi kollarımızı dört bir yana açmamız ve erişebildiğimizi yakalamamız gerekir” der. Kalıcı birliktelikler yaratma sanatının püf noktası, almaktan çok vermeye istekli olmaktır.

Dostluk Tohumları Ekin

Güzel olana çaba göstermeden ulaşmak olanaksızdır. Gün boyunca yüz kişiyle çeşitli nedenler dolayısıyla ilişki kurduğumuzu düşünelim. Bu kişilerin arkadaşlığını kazanmak istediğimizde, içlerinden yalnızca biriyle yakın bir arkadaşlık bağı kurabileceğimizi görürüz.

Bu da bize geniş bir arkadaş çevresi oluşturabilmek için yabancılarla aramızdaki soğukluğu gidermek zorunda olduğumuzu gösterir. Kimi insanlar her gün yeni bir kişiyle tanışmayı amaç edinirler. Rastlantı tanışıklıklar toplum yaşamının tuzu biberidirler ve sağlam bir arkadaşlığın başlangıcı olabilirler.

 
Like
Beğen Aşk Haha Wow Üzgün Kızgın
312

avatar
wpDiscuz