Kolera
Tarih 2009-01-05 00:29:43 / Okuma 482Vibrio cholerae ve Vibrio El Tor adı verilen bakterilerin sebeb olduğu, çok fazla kusma ve ishal ile seyreden, ölüme kadar götüren bulaşıcı bir ince barsak hastalığı.
Kolera, çok eski çağlardan beri Hindistan’ın yaygın bir hastalığıdır. 1817 senesine kadar Hindistan dışına çıkmamıştır. 1817’de Doğu Asya’yı kaplamış, 1819’da Afrika’ya, 1823’te ise Rusya’ya ulaşmıştır. 1826’da başlıyan büyük bir yayılma ile Asya, Afrika, Rusya, Türkiye, İspanya üzerinden geçerek Avrupa’yı içine alan bir salgın halini almıştır. 1832’de Kanada’ya atlıyan hastalık bir yıl içinde Kuzey Amerika’ya tamâmen, Güney Amerika’ya da kısmen yayılmıştır. 1846-1883 yılları arasında ise bütün dünyayı kaplayan kolera, milyonlarca insanın ölümüne sebeb olmuştur. 1817-1923 yılları arasında 6 defa büyük yayılma göstermiş, sonra 1960’a kadar yine Hindistan’daki yuvasına çekilmiştir. Bu yıllarda dünyada koleradan olan ölümler gittikçe azalmış ve koleranın kaybolmakta olduğu ümidi uyanmıştır. Fakat 1961’de Seleb Adasında başlayan yeni bir salgın Uzakdoğu, Batı ve Orta Afrika ülkelerine, Rusya, Çekoslovakya, İspanya, Portekiz gibi bazı Avrupa ülkelerine de yayılmıştır. 1970’te İstanbul Sağmalcılar’da başlayan salgında 1160 şüpheli hasta yatırılmış, 50 ölüm meydana gelmiştir. Kolera mikrobu, sebze ve meyveler üzerinde 5-7 gün, suda 15-20 gün, ölüde 3-5 ay canlı kalabilir. 55°-56°C’de 10-15 dakikada, kaynatmakla 1-2 saniye içinde ölür.
Koleralı hastanın dışkısı, kuru-sıcak ve güneşli bir toprağa dökülürse 5-6 saat, güneş ışınından korunan yerde 8-10 saat, hastalık yapma kâbiliyetini korur. Kağıt paralar üzerinde 2-3 gün canlı kalabilir.
Kolera, kusmuk ve dışkıdan bulaşan bir hastalıktır. Ara konakçısı yoktur. Bulaşma işinden insanlar sorumludur. Mikroplar; içme, kullanma ve deniz suyunda ortalama 2-3 hafta kadar hastalık yapma kabiliyetini muhafaza eder.
Hastanın dışkı, kusmuk gibi maddelerine temas edilmesi, bunların içme sularına, pişmeden yenen besin maddelerine bulaşması sûretiyle ağızdan alınır. Mikroplu maddelere el ile temas etmek, koleralının kullandığı aynı tabaktan yemek, aynı bardaktan içmek bulaşmaya sebeb olur. Hastaların kullandığı çamaşır, havlu hatta kağıt paralar da bulaşmadan sorumludur. Karasinekler de kolerayı yaymada büyük ölçüde yardım ederler.
Mîde ve barsak sağlığı tam yerinde olan bir kimsede kolera kolay kolay meydana gelmez. Mide asidi ve pankreas ifrazında mikroplar ölürler. Mide bozukluğu, asit ve penkreas salgıları düşük olanlarda, alkoliklerde, barsak hastalıkları olanlarda koleraya eğilim vardır.
Kanalizasyon sularının ve hela sızıntılarının içme sularına karışması hastalığın yayılmasında en büyük rolü oynar.
Koleranın, Asya kolerası ve El Tor kolerası olarak iki tipi vardır. İkisinin de seyri birbirine benzer. El Tor kolerasında hafif vak’alar ve belirsiz seyreden enfeksiyonlar daha fazla görülmektedir.
Koleranın kuluçka süresi, birkaç saatten bir haftaya kadar değişir. Âni ishal ve kusmalarla başlar. İshal sırasında karın ağrısı yoktur ve dışkı adeta boşalır tarzdadır. Barsak mukozasına yerleşen kolera mikrobu, toksin (zehir) salgılayarak bu ishale yol açmaktadır. Dışkıda kan ve sümüksü madde yoktur, kokusuzdur, pirinç suyunu andırır ve içinde pişmiş pirinç tânelerine benzer beyaz maddeler vardır. Kusmalar da genellikle fışkırır tarzdadır.
Ağır vak’alarda ishal sayısı günde 15-30 defaya çıkar. Kusmalarla beraber koleralının kaybetiği sıvı, günde 3-20 litre arasındadır. Sıvı kaybına bağlı olarak dil kuru, dudaklar mor, gözler çökmüş, yüz ızdıraplı ve endişelidir. Deri soğuk, yapışkan ve buruşuktur. Eller, çamaşırcı eli denilen şekilde buruşmuştur. Vücut sıcaklığı 32°-35°C’ye kadar düşebilir. Kalp atımı hızlanır. Fazla su kaybeden hastalarda kramplar meydana gelir. Gebelerin yarısında düşük meydana gelir. Hastaların % 10 kadarında böbrek yetmezliği gelişir. Oligüri (az idrar çıkarma) veya anuri (hiç idrar çıkaramama) hâli görülür. Anuri 24 saatten fazla sürerse ölümle neticelenir. Ölüm, genellikle sıvı ve elektrolit (sodyum, potasyum, klor...) kaybı sebebiyle meydana gelir.
Portör (taşıyıcı şahıs), hastalık göstermez ama mikrop kendisinde vardır ve çevresine bulaştırır. Kolerada portörlük sık görülmekle beraber genellikle bir haftayı geçmez. Hastalığı geçiren yaşlı şahısların az bir kısmında, kolera mikrobunun safra kesesine yerleşmesi sonucu müzmin portörlük meydana gelebilir. Hastalığın yayılmasında portörler büyük tehlike arz ederler.
Koleralı hastanın tedâvisi hastânede yapılır. Tedâvinin esâsı, hastaya kaybettiği su ve elektroliti vermektir. Bunun için hastanın çıkardığı sıvı miktarı ölçülür gerekli tuzları da ihtivâ eden yeterli miktardaki sıvı, hafif vak’alarda ağızdan ağır vak’alarda ve kusma sebebiyle ağızdan alamayacaklarda damar yolundan verilerek karşılanır. Tetrasiklin grubu antibiyotikler ve kloramfenikol, tedâvîde etkilidirler, fakat hiçbir zaman sıvı tedâvisinin yerini alamazlar. Bu ilaçlar verildiğinde hastaların ve portörlerin dışkısındaki mikroplar, daha çabuk kaybolur ve bu hastalarda sıvı tedâvisi süresi kısalır.
Koleranın kontrolü için hastaların ihbârı ve tecridi, hastanın çıkardıklarının dezenfekte edilmesi, şüpheli kimselerin dışkılarında mikrop aranarak portör olanların tecrit ve tedâvisi gerekir. Hasta ile temas edenler veya kolera bulunan bölgeden gelenler beş gün süreyle karantinaya alınırlar. Dezenfekte edilmiş bol su sağlanmalı ve düzgün lağım tesisatı bulunmayan yerlerde gerektiği şekilde uygun helâ çukurları açılmalıdır. Taşıyıcı rolüne engel olmak için karasinek savaşı yapılmalıdır.
Kolera görülen bir bölgede, sokakta her türlü yiyecek ve içecek satılması, lokantalarda soğuk içecek ve yemek servisi yapılması yasaklanır.
Bir ferdi hastalanan ev halkının % 40-60’ı, portör olabilir. Ev halkına 5 gün süreyle 1 gram tetrasiklin verilir.
Çiğ ve pişirilerek yenen yiyeceklere, septik çukurlara ve karasinek mücâdelesine bildirilen usullerle gereken önem verilmelidir. Evde kullanılan sular ve kuyular kesinlikle klorlanmalıdır. Sular, klor ilavesinden yarım saat sonra kullanılmalıdır. Bulaşma şüphesine karşı, suyu kaynatarak kullanmak en emin yoldur.
Salgın zamanlarında bir bölgede ölenlerin hepsi kolera hastâneleri eliyle gömülür. Ölüler bu konuda korunma tedbirlerini bilen ve ihmal etmeyen kabiliyette kimseler tarafından yıkanmalıdır. Mezarlar, yeraltı suları ile ilgisi olmayan yerlerde ve derin açılmalıdır.
Altı aydan küçüklere, gebeliğin ikinci yarısında olan kadınlara ve müzmin kalp, böbrek, karaciğer ve kan hastalığı olanlara, aktif veremli, romatizmalı kimselere kolera aşısı yapılmaz. Aşı 4-6 ay kadar koruyuculuk sağlar. Ortalama olarak % 50 oranında bağışıklık sağlayabilmektedir. Daha etkili kolera aşısı hazırlanabilmesi için çalışmalar ve araştırmalar yapılmaktadır. Kolera aşısı, tetanoz aşısı gibi yaygın olarak ve her zaman yapılan bir aşı değildir. Ancak salgın zamanlarında risk altındaki toplumu korumak için yapılır.
KOLERA AŞISI
Dünyanın pek çok yöresinde koleraya neden olan suş Vibrio cholerae 01’dir. Aşı sadece %50 oranında ve kısa süreli bağışıklık sağladığı için WHO tarafından artıl önerilmemektedir. Ancak daha önce midesi alınmış ve dolayısıyla mide asidi bulunmayan veya H2- reseptör antagonisti veya antasit kullananlar, kolera ve diğer barsakta hastalık yapan mikroplara daha duyarlı olacaklarından bu grup hastalara diğer önlemleri yanısıra kolera aşısı da önerilebilir. Riskin devamı halinde 6 ayda bir ek doza gereksinim vardır. Yan etki olarak aşının yapıldığı bölgede lokal reaksiyonlar gelişebilir. Hamilelerde güvenilirliği konusunda veri yoktur.
Yeni, oral yoldan kullanılan genetik mühendislik teknolojisi ile elde edilmiş canlı bir aşı (CVD 103-HgR) İsviçre’de ruhsatlanmış ve bazı Avrupa ülkelerinde de kullanılmaya başlanmıştır. Bu aşı da parenteral aşı gibi non-01 (Bengal) suşuna karşı koruyucu değildir
Kolera hakkındaki bir diğer makalemiz ;
Çok tehlikeli ve bulaşıcı olduğu için salgınlara yol açan bir hastalıktır.
Bir ülkede bir tek kolera olayının görülmesi bile karantina tedbirlerine başvurulmasını gerektirir. Tıbbın büyük ölçüde gelişmesi koleranın tehlikesini azaltmıştır ama hastalık yine de önemini yitirmemiştir.
Kolera koma ya da virgül basili adı verilen bir mikroptan ileri gelmektedir. Kolera mikrobu da verem mikrobunu bulan Robert Koch tarafından bulunmuştur.
Koleranın en belli başlı belirtisi durdurulması zor, sürekli ishaldir. Bu belirtiler arasına kusma da katılır. Ancak, koleraishaline benzeyen daha başka hastalıklar da olabilir. Bu bakımdan şüphe edilen durumlarda hastanın dışkısında kolerabasili aranıyor. Kolera benzerleri arasında çocuk kolerası adı verilen ve daha çok iki yaşından küçük çocuklarda görülen bir hastalık vardır ki bu da tehlikelidir.
Kolera daha çok geceleri başlar. Hasta devamlı ishal olur. Günde 5-10 defa dışarı çıkar. Hastanın vücudu giderek soğur ve soğuk terler gelir. Bazen renksiz kokusuz, su gibi kusma görülür, kusma bazen kokulu ve safra gibidir. Kusmalar şiddetli olmasa da dışkı bir kaptan boşalır gibi çıkar. Dışkı bulanık beyazımsı bir renktedir ve içinde parçacıklar vardır. Bu koleranın başlıca özelliğidir. Sürekli ishale karşı idrar durur. Ateş de diğer hastalıkların aksine yükselmez 3-5 hatta 10 derece düşebilir. Ancak, ateşi 28-29 derecelere düşmesine rağmen hasta kavruluyormuşçasına yanar. Eller ve ayaklar soğumuş, solmuş ya da morarmıştır. Kollarda ve bacaklarda ağrılı kasılmalar ve kramplar olur. Soluk yavaşlar, nabız azalır ve zayıflar. Hasta ilk 2-3 gün içinde iyiye gitmezse tehlike başlamış demektir. Hasta dalgınlaşır, gözler çukura kaçar ve ses kısılır. Hastanın durumu gittikçe ağırlaşır, koma hali başlar ve ölüm tehlikesi artar. Bazı kolera durumu o derece şiddetli olur ki iki saat bile dayanamaz. Buna karşılık hastanın kurtulacağını gösteren durumlarda ishal giderek azalırken ateş yükselir ve hastanın iştahı açılır.
Koleranın tedavisi hastaya ishali durdurucu ilâçların verilmesi ile başlar. Ayrıca şiddetli ishal sebebiyle vücudun kaybettiği suyun karşılanmasına çatışılır. Kolera serumu, yoğun tuzlu sular ve kalbi kuvvetlendirici ilâçlar bu hastalığın tedavisinin en önemli noktalarıdır. Bunlardan başka kolera mikrobunu yenmek için antibiyotikler, sulfaguanidin ve benzeri ilâçlar kullanılır.
*Koleraya karşı korunmak, kara sineklerle mücadele, içecek ve kullanılacak suların temizlenmesi ve çamaşırların kaynar suyla yıkanmasıyla başlar. Aşı da koleranın önlenmesinde önemli rol oynar. Salgın görüldüğünde kolera aşısı önce bir santimetreküp, bir hafta sonra da iki santimetreküp yapılır. Çocuklara bu miktarın yarısı uygulanır. Ağızdan alman kolera aşısı da aynı derecede etkili olduğundan özellikle çocuklara bu şekil tatbik edilir.
*Koleraya yakalanma küçük çocuklarda daha kolay olur. Ayrıca bünye zayıflığı, aşırı içki, iyi beslenmemek ve sıcak ta koleranın aradığı ortamlardır. Kalabalık yerlerde kolera daha çabuk salgın halini alacağından bu tür yerlerde çok daha sıkı tedbirler alınması gerekir.
*Kolera basilleri havasız da yaşayabilen mikrop türlerinden oldukları için, rutubetli topraklarda, pislikte ve suda uzun süre dayanabilirler. Bu bakımdan hastanın kullandığı eşyalar uzun süre mikrobun yayılmasında etken olur. Bütün bunlar göz önüne alınarak mikrobun yaşayacağı ortamların yok edilmesi kolera tehlikesini ortadan kaldırabilir
bagirsak bagirsak hastaliklari barsak kolera kolera asisi
