Özgüven Duygusu Kazanmak ?

Kişinin kendine güven duygusu kazanabilmesi için ilk aşamada “kendi” kavramını tanımlaması gerekir.Kimi üzerinde adı yazılı gömlekler giyerek ,kimi de arabasına kişiye özel plakalar takarak kişiliğini ön plana çıkarmaya çalışır. Ne var ki böylesi yapaylıklar hiç kimseye sağlıklı bir kişisel kimlik kazandırmaz.

Bizi böylesi yapaylıklara iten nedenlerden biri de, günümüz toplumunda “ben”den çok ”benim” in üzerinde durulması, dolayısıyla da kişilik ve özsaygıyı mesleklerin, giysilerin, arabaların ve paranın belirlemesidir. Halbuki kendi dışımızdaki etkenlere bağlılığımız ne denli artarsa, kişiliğimize verdiğimiz değer de o denli azalır. Psikanalizci Erich Fromm, Man För Himself adlı kitabında sorunun, kişiliğimiz üzerinde gereğinden fazla durmamız değil, gerçek kişiliğimize yeterince inemememiz ve kişiliğimizin dışa dönük simgelerine fazla önem vermemiz olduğunu belirtir.

Kişiliğin Silinmesi !

Bireyin çıkar ve kimliğinden çok grubun refah ve imajı üzerinde durulan endüstri toplumlarında, yukarıda değinilen “kişiliğin silinmesi” olgusu iyice belirginleşir. Modern Batı toplumu kendi çıkarları doğrultusunda, konformist kişilere kendilerinden söylenmesi istenenleri söyleyen, üstlerinin sözünden çıkmayan, devletin koyduğu kurallara şartsız uyan, firmaların kendileri için çizdiği yolda ilerleyen ve komşularının beklentilerine uygun davranışlarda bulunan kişilere destek çıkıyor. Böylelikle de insanların davranışlarını önceden kestirmek, denetlemek ve gerekirse değiştirmek pek de zor olmuyor.

İç içe girmiş topluluklarda yaşayıp, kenetlenmiş çalışma gruplarında çalıştığımız için, toplumun kendileri için oluşturduğu kalıplara girmek istemeyen insanları hor görüyoruz.

Çocuklarımızı yirminci yüzyılın kalıplarına uygun biçimde yetiştiriyoruz. Ne var ki çağdaş toplum konformizmi onaylarken, psikiyatrlar daha ılımlı bir bireyselciliği savunuyor, ancak ve ancak böylesi bir bireyselcilik anlayışıyla gerçek özgürlüğe, gerçek huzura ve gerçek doyuma ulaşılabileceğini öne sürüyorlar. Buda, yandaşlarına şöyle seslenir: “Benliğinize yönelin. Kendi kendinizin güven kaynağı olun. Benliğinizdeki gerçeğin izinden gidin.”

Shakespeare de benzeri düşüncelerini, “Her şeyden önemlisi, kendinize içten davranın” biçiminde dile getirir.

Bağımsız Karar Alarak Benliğinizi Kazanın

Benliğimizi, ancak ve ancak bağımsızca karar alabilme yeteneğini kazanarak özgür kılabiliriz. Sürekli olarak diğer kişilerle uzlaşmamızı isteyen bir eğitim sisteminden geçirilmiş olmamız, kişisel özgürlüğe ulaşmamızı zorlaştırabilir. Sosyal psikolog Solomon Asch, gerçekleştirdiği deney çerçevesinde bir grup üniversite öğrencisinden, değişik uzunluktaki çizgilere bakmalarını, daha sonra da aynı uzunluktaki diğer çizgilerle eşleştirmelerini ister.

Öğrenciler görsel ayrıma karşın, kusursuzluğa varan oranlarda doğru eşleştirmeler yaparlar. Bir sonraki aşamada araştırmacılar aynı deneye katılacak görüntüsü veren, gerçekte ise birinci grubun algılama becerisini bozmakla görevlendirilmiş olan ikinci bir grubu, deney odasına alırlar. İkinci grubun bilinçli yanlış değerlendirmelerinin etkisi altında kalan birinci gruptaki öğrencilerin dörtte üçü, eşleştirmelerde yanlışlıklar yapmaya başlarlar.

Gençlere Karar Verebilme Gücünü Verin !

Bağımsızca karar alabilme yeteneğini köreltmesi, modern eğitimin en üzücü unsurlarından biridir. Günümüzde öğrencilere nasıl düşünecekleri değil, ne düşünecekleri öğretiliyor. Bunun sonucu olarak da kişisel değerlendirmelerine güven duymayan bireyler yetişiyor. Birer birey olarak davranmaktansa, diğer insanların giydiğini giymeyi, diğer insanların okuduğunu okumayı ve diğer insanların yarattığı akım ve düşünceleri benimsemeyi yeğliyor günümüz insanı.

Neye ne kadar güleceğini bile diğer insanlara göre ayarlıyor ;  Cardiff Üniversitesinde yapılan bir deneyde, deneklere bir dizi komedi programı izlettirilir. Yalnız başlarına olduklarında kahkahalar savuran izleyiciler, programı, programdan kendileri kadar hoşlanmayan insanlarla birlikle izlediklerinde ise, gülümsemelerle yetinirler.

Sürekli olarak diğer insanların düşünce ve davranışlarını denetlersek, huzurlu, güvenli ve bağımsız bir yaşama asla kavuşamayız. Birçok insan büyük bir yanılgıya düşerek yaşamını anne babasının, komşularının ya da arkadaşlarının beklentilerine uygun biçimde düzenlemeye çalışıyor, sonuçta da yüzlerinde birer maskeyle, diğer insanlarca belirlenmiş rolleri oynayan oyunculara dönüşüyorlar. Ne var ki başlı başına bir kavram olarak “birey”, bir eşi daha bulunmayan, yaşamını bağımsızca yönlendiren bir kişiyi çağrıştırır.

Taklitlerden Sakının Özgün Kişilik Sahibi Olun !

Psikologlar, kendilerine bir kahraman, gerçek bir sanatçı ya da özverili bir âşık görüntüsü çizmeye uğraşan kişilerin sık sık strese kapıldığını belirtiyorlar. Oysa özgün bir kişilik oluşturmaya çalışmak, bir başkasını taklit etmekten çok daha olumlu ve sağlıklı bir çabadır. Her birey birçok kişinin kavrayamayacağı ölçüde “özel” bir varlıktır. DNA birimlerinin sayısız kombinasyonlar kurarak oluşturduğu yaklaşık 50.000 gen, bir bireyin hücrelerinin diğer bir bireyinkilerden ne denli farklı bir yapıda olduklarını gösterirler. Öyleyse kozmik sorumluluğumuz da bireyselliğimizi vurgulamaktadır.

Yaşamını Kendin Yönlendir !

Kendi standartlarımızı belirlemeli, yaşamımızı kendimiz yönlendirmeliyiz. Yunanlı düşünür Diogenes’in bir varil içerisinde yaşamış olduğu söylenir. Kuşkusuz varlıklı bir kişi değildi Diogenes, gene de bağımsızlığını her türlü maddi varlıktan üstün tutardı. Bir gün kendisine “Kralı pohpohlamayı bir öğrensen karnını mercimekle doyurmak zorunda kalmazsın diye çıkışan Aristipus’a “Karnını mercimekle doyurmayı bir öğrensen, kralı pohpohlamak zorunda kalmazsın” der. Anlaşılacağı üzere bağımsız lığımıza ancak ve ancak, dış kaynaklara bağımlı kalmadan, kendi kaynaklarımızla yetinmeyi öğrenerek kavuşabiliriz.

Dış Etkenlere Bağımlı Kalmayın !

Bütünüyle modern teknolojiye bel bağlarsak elektrik kesilmesi ya da demiryolu işçilerinin greve gitmesi durumunda çaresiz kalabiliriz. Paramıza güvenirsek borsadaki dalgalanmaların ya da döviz kurlarındaki değişmelerin kurbanı olabiliriz. Sağlımızı ilaç endüstrisinin ellerine bırakırsak, ilaçların olumsuz yan etkileriyle karşılaştığımızda düş kırıklığına uğrayabiliriz. Dış etkenlere bağımlılığımız ne denli azalırsa, güvenliğimiz de o denli artar. Kendimiz olma isteğimiz ne denli artarsa, huzurumuz da o denli artar.

Hasid (gizemci bir Musevi tarikatı üyesi) düşünür Rabbi Zusia da, “Öldüğümde Tanrı bana neden Musa olmadığımı sormayacak. Neden Zusia olmadığımı soracak” derken kendimiz olmamız gerektiğini vurguluyordu.

 
Like
Beğen Aşk Haha Wow Üzgün Kızgın

avatar
wpDiscuz